Genel,

SINAV BOZGUNU KİMİN SORUNU?

Benim lise öğrenciliğim bundan 30 yıl öncesinde kaldı. O zamanlar liseye gitmek, neredeyse üniversite okumak kadar değerliydi, lise mezunu olarak da iş bulabilirdiniz, memuriyete başlayabilirdiniz ve “okumuş, yazmış kişi” olarak tanımlanırdınız. Liseye gitmek için sınavlara girmezdiniz, lisede sınıflarınız kalabalık olmazdı, 3 ya da dört tür lise vardı seçebileceğiniz. En çok tercih edilen genel liselerdi çünkü oradan üniversiteye devam etmek daha mümkündü. Liseye gideceğimiz için heyecanlanırdık çünkü çocukluktan çıkıp “liseli kızlar”  olacağımızı, büyüdüğümüzün tamamen kabul edileceğini düşünürdük. Gelişimsel olarak ergenlik dönemindeydik, kendimizi kanıtlama, fark edilme, sevme, sevilme, ilgi görme, takdir edilme ve en çok da başarma arzularını taşıyorduk.

Bir bu anıları düşünüyorum bir de, geçen hafta sonunda yapılan lise giriş sınavında yaşananları, şikâyetleri, huzursuzlukları ve tamamen mağdur olan çocuklarımızı… Sınavın amacı, çocuklarımızı ortaokuldan sonra okuyacakları liselere,  başarı puanlarına göre yerleştirmek. Yapılanlar ise, akılla, mantıkla açıklanır gibi değil. Hangi ölçüte vurulduğu belli olmayan bir “nitelikli okul” tanımıyla okulları sınıflamalar, sınavlarda daha önce hiç karşılaşılmayan soru tipleriyle çocukları şaşırtmacalar, okullarda ders programlarının sürekli değişmesi, ehliyetsiz yöneticilerin yönettiği okullarda mutsuz öğretmenlerin tükenmişliği ve daha nice sorunlar… Hepsinin mağduru ise, öğrenciler… Liseye gitmek için heyecanlanan değil, nefret edecek duruma gelmiş gençler…

Sevgili anne-babalar, bu gidişe dur diyebilecek güç sizsiniz. Çünkü hırpalanan, daha 13-14 yaşında bir sınava hazırlanmayı “var olma-yok olma” ikilemi gibi yaşayan, gergin ve gelecekte de büyük olasılıkla problemli bir yetişkinliğe sahip olacak olan sizin çocuğunuz… Çocuklarımızın ruh sağlığından, olumlu kimlik gelişiminden, kendilerini yeterli ve değerli bir birey olarak hissetmelerinden daha önemli ne olabilir hayatta?

Sevgili öğretmenler,  mesleki bilgilerinizi, pedagojik formasyonunuzu hiçe sayıp sizi dikkate almadan sürekli değiştirilen sınav sistemi ve ders müfredatına razı gelmek zorunda değilsiniz. Meslek örgütleriniz var, birleşip bu gidişe itiraz edebilirsiniz. Kendinizde bu sorumluluğu hissettiğinizde, o kadar çözümsüz olmadığınızı göreceksiniz.

Sevgili psikolojik danışmanlar, psikologlar ve onların meslek örgütleri, davranış bilimlerindeki araştırmalara göre, yetişkin problemlerinin temelinde, gelişim sürecindeki travmalar, engellenmeler, zorlanmalar yatmıyor mu? Çocukların bu sınav kaosunda boğuluyor olmaları bizim mesleki sorunumuz değil mi? Bizim görevlerimiz arasında kişilerin ruh sağlığını koruyucu önlemler alınması için çalışmak da yer almıyor mu? Bu konuyu sadece bir eğitim sorunu gibi görmeyip, en çok itirazı ruh sağlığı meslek elemanlarının yapması gerekmez mi?

Sorun sınav sisteminde değil, suyu yavaş yavaş ısıtılan kazanda kaslarımız uyuştuğu için sıçrayıp kurtulamayan biz kurbağalarda diyorum, ne dersiniz?

0yorum yok

Yazar

Profilim henüz hazır değil... ;)

Bir cevap yazın

Araç çubuğuna atla