Genel,

BAKAR KÖR OLMAK…

Aşağıdaki öyküyü yazalı 15 yıl oldu. Gerçek bir olaydan esinlenerek yazmıştım. Değerlerimizin çıkarlarımızla çatışması durumunda, davranışlarımızın neler  olabileceği hakkında bir öykü bu. O zamandan bu zamana,  kendi adıma gözlerimin epeyce açıldığını söyleyebilirim, etrafıma baktığımda ise, bakar  körlerin sayısı artıyor gibi geliyor bana.  Bana katılıyor musunuz, acaba siz nelere körsünüz, ne dersiniz?

“KİM KÖRDÜ?

Hiç kör tanımamıştım. Uzaktan gördüklerimin dışında, birebir tanıştığım bir kör olmamıştı yani. O gün, Bakanlık’taki toplantı bittiğinde birkaç  arkadaş ayaküstü sohbet ettik. Beni Alper`le tanıştırdılar. Benden daha genç, aydınlık yüzlü biriydi. Konuşurken doğrudan gözlerime gözlerime bakışı ilginç geldiyse de, bir manaya yormadım. Ayrılma vakti geldiğinde, Alper de Kızılay`a gittiğini söyleyince beraberce yürüyecek olduk. İşte o anda, Alper elini cebine atıp, beyaz bastonunu çıkardı. O anda anladım görmediğini. Yardım edeyim dedim, kolundan tutmak istedim, “ben sizin kolunuza  girersem daha rahat yürürüm” dedi, peki dedim. Yürüdük, binanın dışına çıkıp az ilerdeki dolmuşa bindik. Kızılay`da indik. Sakarya caddesine gidecekmiş, ben de oraya gidiyordum.  Bastonunu cebinden çıkarmadı, nasılsa ben vardım, koluma girdi ve yürümeye başladık. Birden kendimi dışarıdan gördüm: Kolumda genç bir adamla sokakta yürüyorum! Bizi böyle gören birinin, kör bir adamla dolaştığımı düşünmesine imkan yoktu! Ben, evli, çocuklu, avukat hanım, sokakta kocası olmayan bir adamla kolkola yürüyorum! Birisi görürse! Eşime söylerse! Söylemez de, kendi kendine bak kadının yaptığına derse! Kör olmayan herkes görebilir beni, kör olmayan ve beni tanıyan herkes, ne der, ne düşünür hakkımda! Eyvah, ne yaparım ben! Eşime ne anlatırım!

   Bir çare bulmalıydım! Alper`e, “şuradaki bir büroya uğramak zorunda olduğumu” söyledim, acaba kendi gidebilir miydi? “Tabi, tabi” dedi, “ben giderim, siz işinizi halledin.” Kolumdan çıktı, cebinden bastonunu çıkardı, yürümeye başladı. Koşarcasına uzaklaştım. Kumrular sokak boyunca ilerledim. Nefes alamıyordum. Kızgınlığım ateş gibi boğazımı yakıyordu. Kendime, eşime, “herkes”e lanetler okudum! Daha fazla dayanamadım, geri döndüm, koştum, koştum. Alper`e yetiştim. “Kapalıymış” dedim, “öğlen arasında kapalıymış.” Kolumu uzattım, koluma girdi. Zafer kazanmış gibi gülümseyen yüzümü, iyi ki Alper görmedi. 

Kim kördü? Kendi var oluşuna gözünü kapayan ben mi, Alper mi? ” 

0yorum yok

Yazar

Profilim henüz hazır değil... ;)

Bir cevap yazın

Araç çubuğuna atla